2 Aralık 2011 Cuma

konuşan: k

masadan kalkarken nereye gideceğini söylemedi. hatta "gidiyorum ben" bile demedi. arkasından gitmedim.

kimsenin kimseye tahammülünün kalmadığı yaşlara yaklaştığını söyledi. üzerine gitmedim. derdin ne, bişi mi oldu, demedim. bilseydim, sorardım. evet şimdi bunu söylememin hiçbir anlamı yok. apaçık vicdan azabı duyuyorum. bu daha fena, çünkü vicdan azabımın ona acıma duygumdan geldiğini biliyorum.

ben olsaydım, diyebilirdim mesela. "kendini bu kadar dinleme. olan her neyse olmuş olanı yaşa. düşünme" diyebilirdim. hoş ne saçma bunları söyleseydim, daha büyük bir kavgaya imza atar, belki şiddet açığa çıkardı. birbirimizin başından çıkan kıvılcınmları hayal edebiliyorum.

onunla geçen gün bir kafede buluştuk. o dedi görüşelim mi, diye. ben, herhangi bir arkadaşımla, olağan herhangi bir buluşma gibi "tabii" dedim. olağan olan bendim herzamanki gibi, dışında kalan oydu. fena olan da farkında olmamızdı. ben vazgeçebilmiştim, sürüklenmeyi kabul etmiştim. o etmemekte ısrarcıydı, üzerine gitmedim.

üzerine gitseydim, geceleri uyuyamama, bugün tuvalette işerken bile fayanslara baktığımda saatlerce ayakta durabilecek kadar dalgınlaşmama neden olacak kabusu yaşayamayabilirdim. ben, vicdan azabından ölüyorum. vicdan azabı duyduğum her an, her gün, kendimden tiksiniyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder